Merhaba değerli okurlar, nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Bu haftaki yazımızda aslında çoğumuzun farkında olarak ya da olmayarak yaptığı ve pek de kabul etmek istemeyeceğimiz bir konu hakkında konuşacağız. Sosyal medyanın son 10 yılda hızla gelişmesiyle birlikte hepimizin hayatına sessiz sedasız ve kendini fark ettirmeden giren bir sorunla karşı karşıyayız. Peki nedir bu sorun?
Başkalarının hayatlarına bakarak kendi şu anımızı ve potansiyelimizi harcıyoruz. Sosyal medyada ve gerçek dünyada düştüğümüz bu kıyaslama tuzağı aslında bize birçok şey anlatıyor. Bunlardan ilki kendimize yönelik iç sesimizin ne kadar sert olduğudur. Sosyal medyada gördüğümüz hayatlar bize sürekli yetersiz, eksik, başarısız ve yeteneksiz hissettiriyor. Gördüğümüz mutlu çiftler, kaslı ya da estetik vücutlar, seyahat eden insanlar farkında olmadan şu anki anımızı zehirliyor. Bunların bir kısmına şu an sahip olmayabiliriz; ama kendimizi sürekli bu içeriklere maruz bırakarak ruh halimizi olumsuz etkiliyoruz. Şu an bunlara sahip olmamanın ileride de sahip olamayacağımız anlamına gelmediğini hatırlatmak isterim. Üstelik farkında olmadan başkalarının hikayesini çalmak istediğimiz de oluyor. Çünkü hiçbirimiz eşit şartlarda doğmadık, eşit çevrelerde yetişmedik. Ancak kendimize nasıl yaklaşacağımız ve kendimizle nasıl konuşacağımız her zaman bizim elimizde. Henüz istediklerimize sahip olmasak da anın tadını çıkarmanın asıl önemli olan şey olduğunu düşünüyorum. Elbette isteklerimiz için çalışalım ve çaba gösterelim; ama henüz sahip değilken de boş yere kendimizi üzmeyelim. Kendimize ve yaşantımıza nasıl tepki verdiğimiz, hayatımızı şekillendiren en önemli faktörlerden biri. Boş yere kendimizi üzmeyi hangimiz ister ki…
Bugünkü yazımda başkalarının hayatına bakmak ve farkında olmadan kendimizi kıyaslamak üzerine konuşmak istedim. Umarım sizler için faydalı olmuştur. Bir sonraki blog yazısında görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın, hoşçakalın! :)
