Günlük hayatımızın temposu içinde bazen kendimize yabancılaştığımızı hissederiz. Bu duygu çoğu zaman fark etmeden içimize yerleşir ve bizi yavaş yavaş etkiler. Koşturmanın ve günlük sorumlulukların arasında kendi iç sesimizi duyamadığımız anlar olur. Bu anlar aslında kendimizle bağlantımızın zayıfladığını gösterir. Artık sanki hayatımın her anında acelem varmış gibi telaşla hızlı hareket ettiğimi fark ettim ben de. Bu durum bir süre sonra yorucu ve tüketici bir hâl alabiliyor. Sanki her günüm yapılacaklar listesi olmaya başlamış. Bu listeler bazen hayatın kendisinin önüne geçebiliyor. Bir şeylerin tadını çıkararak yavaş yapmazsam, o gün de bitsin gibi her şey. Oysa bazı anlar vardır ki sadece yaşanmak ister.
Hayat her zaman aynı çizgide ilerlemez. Bazen yoruluruz, bazen durup nefes almaya ihtiyaç duyarız. Bu da oldukça insani ve gerekli bir durumdur. İşte tam burada well-being devreye giriyor. Well-being, fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak dengede olmaktır. Bu dengeyi kurmak hayat kalitemizi doğrudan etkiler. Kendimizi gerçekten iyi hissettiğimizde hayata bakışımız değişir. Daha pozitif düşünmeye başlarız. Küçük şeylerden daha fazla keyif alır, zorluklarla daha kolay başa çıkabiliriz. Bu yüzden iyi oluş hâlimizi korumak için ilk öncelikle duygularımıza ve iç sesimize kulak vermeliyiz. Kendimize zaman ayırmayı ihmal etmemeliyiz. Çünkü kendimizi iyi hissettiğimiz anları artırmak bizim elimizdedir.
