Kemeraltı’nda gezerken bazen amaçsız dolaşmayı seviyorum. Hani bir yere gitmek için değil de, denk gelmek için yürürsün ya, işte öyle bir gün Kızlarağası Hanı’na girmiştim.
Dışarıdaki kalabalıktan sonra içeri adım atınca ortam bir anda değişiyor. Gürültü biraz daha geride kalıyor. Çok büyük bir yer değil ama içinde dolaştıkça farklı şeyler fark ediyorsun. Küçük dükkanlar var, genelde el emeği ürünler satılıyor. Takılar, seramikler, küçük tasarımlar…
En çok hoşuma giden şeylerden biri de ortamın zorlamasız olması. Yani özellikle süslenmiş, yapay bir yer gibi değil. Olduğu gibi bırakılmış bir yer ama bu haliyle güzel. Eski duvarlar, avludaki masa, sandalyeler… Oturunca insanın kalkası gelmiyor.
Bir köşeye geçip kahve içmek de ayrı keyifli. Çok planlı bir şey yapmana gerek yok aslında. Otur, etrafa bak, biraz dinlenmek yetiyor. Etrafındaki insanlar da genelde ya bir şeyler üretiyor ya da sadece vakit geçiriyor. O yüzden ortam da sakin oluyor.
Bence Kızlarağası Hanı’nın olayı da tam olarak bu: abartısız olması. Kemeraltı’na yolunuz düşerse, özellikle aramanıza bile gerek yok; denk gelirseniz girin. Zaten içeri girince neden sevildiğini anlıyorsunuz.
