Bazen çevremiz kalabalıkken bile yalnız hissedebiliyoruz. Ben de son zamanlarda bunu çok fazla yaşadığımı fark ettim. Arkadaşlarımla oturup bir şeyler içerken bir anda o anın içinden kopabiliyorum. Sanki orada değilmişim gibi hissediyorum. Sessizleşip içime kapanıyorum ve bunu neden hissettiğimi anlamakta zorlanıyorum. Bu hissin temelini merak edip biraz araştırmaya başladım.
Karşıma çıkan şeylerden biri şu oldu: Bazen yalnızlık, gerçekten yalnız olmaktan değil, bulunduğumuz ana bağlanamamaktan geliyor. Fiziksel olarak bir ortamın içinde olsak bile zihinsel olarak orada olmayabiliyoruz. Kafamız doluysa, bir şeyleri fazla düşünüyorsak ya da kendimizi tam olarak o ortama ait hissetmiyorsak bu his daha da artabiliyor.
Biraz düşününce kendimde de bunu fark ettim. Böyle hissettiğim anlarda genelde kafam başka şeylerle meşgul oluyor. Ya geçmişte olan bir şeyi düşünüyorum ya da içimde çözemediğim bir şeyler oluyor. O yüzden dışarıdan bakınca kalabalığın içindeyim ama aslında kendi içimdeyim.
Bu durumun mental olarak da yorucu olduğunu düşünüyorum. Çünkü hem insanlarla birlikteyim hem de değilim gibi bir his oluyor. Bu da bir süre sonra insanı daha yalnız hissettirebiliyor.
Bunu aşmak için kendimde küçük şeyler denemeye başladım. Öncelikle o anın içinde kalmaya çalışmak. Karşımdaki insanı gerçekten dinlemek, etrafa bakmak, bulunduğum ortamı fark etmek… Bazen sadece bunu yapmak bile o kopukluk hissini azaltabiliyor. Bir de kendimi zorlamamaya çalışıyorum. Her an çok sosyal olmak ya da sürekli enerjik hissetmek zorunda değilim.
Bir diğer önemli şey de bunu tamamen “bir problem” gibi görmemek oldu. Çünkü bu his zaman zaman herkesin yaşayabileceği bir şey. Ama sürekli hale geliyorsa o zaman biraz durup kendimize neyin iyi gelmediğini düşünmek gerekiyor.
Sonuç olarak kalabalığın içinde yalnız hissetmek aslında düşündüğümüz kadar garip bir şey değil. Bazen sadece zihnimiz çok dolu olduğu için bulunduğumuz anın içinde olamıyoruz. Belki de önemli olan bunu fark etmek ve kendimize biraz alan tanımak.
