Dartı ilk duyduğunuzda, aklınıza muhtemelen bir bara gidip arkadaşlarla eğlenmek gelir. Ama işin aslı bu oyun sandığınızdan çok daha derin ve ciddi bir spor. Hem keyifli hem de oldukça rekabetçi yapısıyla yıllardır milyonlarca insanın vazgeçilmezi olmuş.
Dartın hikayesi İngiltere’ye Orta Çağ’a kadar uzanıyor. O dönemdeki askerler ve okçular savaş arasında sıkıldıklarında kısa oklarını tahta parçalarına fırlatarak hem vakit geçiriyor hem de pratik yapıyorlarmış. Modern dart ise 19. yüzyıl sonunda İngiliz publarında gerçek anlamda doğmuş. 1908’de bir mahkeme dartı şans değil beceri oyunu ilan edince her şey değişmiş ve yavaş yavaş profesyonel bir spora dönüşmüş.
Şu anda İngiltere, Hollanda ve Almanya dartın kalbi konumunda. Bu ülkelerde dev turnuvalar, dolu tribünler ve inanılmaz yetenekli oyuncular var. Türkiye’de ise durum biraz daha farklı. 2000’den beri resmi spor olarak kabul ediliyor. Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir’de barlarda, salonlarda ve kulüplerde oynayanların sayısı her geçen gün artıyor.
Dartta en kritik konu tutarlılık. Doğru duruş, rahat bir tutuş ve akıcı atış hareketiyle herkes ilerleyebilir. Sağ elini kullananlar genellikle sağ ayağını öne atıp hafif öne eğiliyor. Dartı üç parmakla, sanki kalem tutar gibi kavramak da en yaygın yöntem.
“Profesyonel oyuncuların çoğu günde saatlerce antrenman yaparak reflekslerini ve isabet oranlarını geliştirir. Küçük farkların bile sonucu değiştirdiği bu sporda sabır ve disiplin büyük önem taşır.”
Kısacası dart hem stres atmanın hem de kendinizi geliştirmenin en zevkli yollarından biri. Evinize küçük bir tahta alıp başlamanız bile yeterli. Deneyen herkesin bir daha bırakamadığını göreceksiniz.
