Merhaba Dostlar Meclisi! Geçen sene tam 10 ülke gezme fırsatı bulduğum Erasmus dönemimin özlemini hâlâ buram buram hissettiğimi söyleyerek sözlerime başlamak istiyorum. Hatırlarsanız, geçen blogda Barselona’nın o İzmir tadı veren, deniz kokulu sokaklarında kaybolmuştuk. Bugün ise İspanya turumuza ülkenin tam kalbinde, görkemli başkent Madrid’de devam ediyoruz.
Barselona ne kadar rahat ve bir tatil kasabası havasındaysa, Madrid bir o kadar asil ve ihtişamlı bir şehir. Denizi yok belki ama öyle görkemli caddeleri, öyle devasa meydanları var ki o deniz eksikliğini hiç hissetmiyorsunuz. Sokaklarda yürürken Kraliyet Sarayı’nın ve tarihi binaların mimarisi insanı gerçekten büyülüyor; şehirde tam bir "başkent ağırlığı" hissediliyor.
İlk durağımız şehrin en canlı noktası olan Puerta del Sol meydanı oldu. Burası şehrin kalbi gibi ve günün her saati inanılmaz bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. Orada yerde bulunan "Sıfır Kilometre" (Kilómetro Cero) işareti, İspanya’daki bütün yolların başlangıç noktası kabul ediliyormuş. Tabii biz de o kalabalığın arasına karıştık, o taşı bulduk ve üzerine basıp geleneksel turist fotoğrafımızı çekildik.
Oradan Plaza Mayor’a geçtik. Burası etrafı kırmızı binalarla ve balkonlarla çevrili, devasa ve kapalı bir meydan. Tarihi atmosfer o kadar yüksekti ki kendimi bir dönem dizisinin içindeymiş gibi hissettim.
Şehrin o görkemli ve kalabalık yapılarından biraz uzaklaşıp nefes almak için rotamızı Retiro Parkı’na çevirdik. Burası o kadar büyük ve güzel ki anlatamam! İçinde insanların kayıklarla gezdiği kocaman bir yapay göl var. Sokak müzisyenleri bir yandan çalıyor, insanlar çimenlere yayılmış dinleniyor... Koca şehrin tam ortasında böylesine huzurlu bir alanın olması beni gerçekten çok etkiledi.
Yemek kısmına gelirsek, Madrid’in kendine has ve oldukça ilginç bir sokak lezzeti var: Bocadillo de Calamares, yani kalamar ekmek! Plaza Mayor’un etrafındaki küçük dükkanlarda satılan bu lezzet, bildiğimiz yarım somun ekmeğin içine sadece kızarmış kalamar konularak hazırlanıyor. İçinde sos vesaire olmayınca başta biraz yavan gelir mi diye düşündüm ama tadı gerçekten mükemmeldi. Üstelik öğrenci bütçesiyle doymak için harika bir seçenek!
Yemeğin üzerine ise yıllardır açık olan meşhur San Ginés adlı tatlıcıya gittik. O sıcacık churrosları yoğun eritilmiş çikolataya banıp yemenin keyfi gerçekten tartışılmazdı; porsiyonları resmen silip süpürdük!
Kısacası Madrid; o krallık havasıyla, sanatı ve eşsiz meydanlarıyla bende bambaşka bir iz bıraktı. İspanya’nın sadece sahil ve denizden ibaret olmadığını bana çok güzel gösterdi.
Okuduğunuz için teşekkürler Dostlar Meclisi! Bugünlük benden bu kadar. Haftaya başka bir ülkenin, başka bir kültürüyle görüşmek üzere!
