Son zamanlarda şunu çok düşünmeye başladım: Gerçekten yapmak istediğim şeyleri mi yapıyorum, yoksa artık ne istemem gerektiğini sosyal medya mı belirliyor? Çünkü bazen sürekli yeni yerler görmek istemek, sürekli bir şeyler yapmak istemek ya da hayatı hep “dolu” yaşamak istemek tamamen bana ait bir istek gibi gelmiyor.
Özellikle sosyal medyada herkesin hayatını sürekli en güzel haliyle görüyoruz. Yeni şehirler, konserler, arkadaş ortamları, plansızmış gibi görünen ama aslında özenle seçilmiş anlar… Bir noktadan sonra insan normal bir günü yaşamayı bile yetersiz hissetmeye başlıyor. Sanki sürekli hareket halinde olmamız gerekiyormuş gibi bir his oluşuyor.
Bunu en çok gezerken fark ettim aslında. Bazen çok güzel bir yerde oluyorum ama o anın içinde olmak yerine nasıl göründüğünü düşünmeye başlıyorum. O anı gerçekten seviyor muyum, yoksa sadece güzel bir ana dönüştürmeye mi çalışıyorum, bunu ayırt etmek zorlaşıyor.
Aynı şey sadece gezmek için de değil. Dinlenirken bile bazen suçlu hissediyoruz. Hiçbir şey yapmadan geçirilen bir gün boş geçmiş gibi geliyor. Sürekli daha fazla deneyim yaşamamız gerekiyormuş gibi bir baskı var. Ve bence bir süre sonra insan kendi istekleriyle dışarıdan gördüğü şeyleri karıştırmaya başlıyor.
Belki gerçekten yeni yerler görmeyi seviyorumdur, bilmiyorum. Ama bazen bunu ne kadar kendim için istediğimi sorguluyorum. Çünkü artık birçok şeyi yaşarken bile biraz dışarıdan kendimizi izliyor gibiyiz. Anı yaşamak yerine kaydetmeye çalışıyoruz.
Ve belki de gerçekten en güzel anlar, paylaşmayı unuttuklarımızdır.
