Bazı insanlar kendini sürekli açıklama ihtiyacı hissediyor.
Neden öyle davrandığını,
neden sustuğunu,
neden geç cevap verdiğini,
neden eskisi gibi olmadığını…
Sanki anlaşılabilmek için her duygunun altına uzun uzun sebepler koymak gerekiyormuş gibi.
Sanırım bu his bir anda oluşmuyor. İnsan, zamanla yanlış anlaşılmaktan yorulunca başlıyor kendini açıklamaya.
Bir şey söylemediğinde kaba sanılıyor,
mesafe koyduğunda değişmiş deniyor,
kendini geri çektiğinde sevgisiz gibi görülüyor.
Bir noktadan sonra insan, daha yanlış anlaşılmadan kendini anlatmaya çalışıyor ama ne kadar açıklarsak açıklayalım, herkes bizi kendi baktığı yerden görüyor aslında.
Çünkü insanlar çoğu zaman seni olduğun gibi değil, kendi deneyimleri kadar anlayabiliyor.
Bunu kabul etmek bazen düşündüğümüzden daha zor. Belki de bu yüzden bazı insanlar konuşurken bile kendini savunuyormuş gibi hissediyor.
Sadece bir şey anlatmıyorlar aslında.
Yanlış anlaşılmamaya çalışıyorlar. Zamanla insan şunu fark ediyor:
Sürekli kendini açıklamak da yoruyor.
Ne kadar anlatılırsa anlatılsın, karşı taraf anlamaya hazır değilse eksik kalıyor. İnsanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendini uzun uzun anlatmak zorunda hissetmediği ilişkiler oluyor.
Bir bakıştan anlayan,
sessizliğini yanlış yorumlamayan,
her değişimini kişisel algılamayan insanlar…
Gerçek rahatlık biraz da burada başlıyor. Kendin olmak için sürekli açıklama yapmak zorunda kalmadığında. Sanırım insan en çok, olduğu haliyle anlaşılabildiği yerde yorulmayı bırakıyor. Çünkü insanlar seni anlamak için açıklama beklemiyor.
Sadece gerçekten dinliyor.
