Gün içinde her anımızı dolu dolu geçirmeye çalışıyoruz bir an için durmak yerine başka bir şeye odaklanmaya çalışıyoruz. Hayatımızda artık o kadar çok uyaran var ki bir an bile boş kalmaktansa kendimixze o tatmin hissini yataşabilecek başka bir şey arıyoruz. Bunlardan biri de yemek yemek oluyor. Bu yaşadığımız aslında açlık değil. Ama beyin farkı bilmiyor ya da daha doğrusu, umursamıyor.
Dopamin, beynin ödül ve motivasyon sistemiyle doğrudan ilişkili bir nörotransmitter. Bir şey öğrendiğinizde, bir şey başardığınızda, beklediğiniz bir şey gerçekleştiğinde salgılanıyor. Ama can sıkıntısında, anlamsızlık hissinde ya da zihinsel uyarım azaldığında dopamin de düşüyor. Ve beyin, bu düşüşü bir sorun olarak algılayıp en kısa yoldan tekrar dolmak istiyor. Yemek, dopamin salgılamanın en hızlı, en erişilebilir, en az çaba gerektiren yolu. Karşı koymak için özel bir beceri ya da enerji istemiyor. Buzdolabı orada, yiyecek orada.
Amsterdam Üniversitesi'nin 2015 tarihli araştırması ilginç bir şeyi ortaya koyuyor: Can sıkıntısının duygusal yeme üzerindeki etkisi, kaygı ve üzüntüden bile daha güçlü. Yani en çok yedirten duygu mutsuzluk değil boşluk. Bir şey yokken, yapacak bir şey yokken, hissettiğiniz şeyin adını koyamadığınızda.
Bir de şu var: Beyin "mideye bir şey gitsin" sinyali üretmiyor aslında. "Ağza bir şey gitsin" sinyali üretiyor. Bu yüzden cips yiyen biri paketi bitirebilir ama doymuyor. Çünkü mide doldu ama dopamin sistemi tatmin olmadı. Çiğneme hareketinin bile kısmen ödüllendirici ritim vardır. Beyin için bu, hiçbir şey yapmamaktan çok daha iyi.
Buna "duygusal yemek" deniyor ve bu tanım çoğu zaman bir suçlama gibi geliyor. Sanki zayıf iradeyle, karakter eksikliğiyle ilgili bir şeymiş gibi. "Kendini tutmalıydın" tonunda. Oysa bu, dopamin sisteminizin gayet mantıklı ama yanlış adrese gönderilmiş bir talebi. Sistem bozuk değil. Sadece en hızlı çözümü buluyor.
Bu yüzden "kendini tut" işe pek yaramıyor. Beyin bir girdi arıyorsa, o girdiyi başka bir yerden vermek gerekiyor. Yürümek, bir şey okumak, ellerinizi kullanmak, müzik açmak, birini aramak — bunların hepsi dopamin sistemine "bakıyorum, meşgulüm" sinyali gönderiyor. Buzdolabı kapısını açmadan önce "acıktım mı, yoksa başka bir şey mi?" diye içinizden sormak bile bazen yeterli oluyor. Cevap vermek zorunda değilsiniz, ama soruyu sormak beyni bir an duraksatıyor. Ve o duraklama bazen her şeyi değiştiriyor.
Tabii bazen en dürüst cevap "ikisi de değil, sadece bir şey istiyorum" oluyor. Ve bu da tamam. Ama bunu bile fark etmek, otomatik pilottan çıkmak, küçük ama gerçek bir şey. Peki şu an bu yazıyı okurken elinizde ya da yanı başınızda atıştırdığınız bir şey var mı? Yoksa biraz önce kalkıp mutfağa mı gitiniz?
