Bildiğiniz üzere yaz geliyor; bu da demek oluyor ki parlak ojeler, farlar ve çeşitli makyaj malzemeleri bizi bekliyor. Şahsen benimkiler zaten beklemeye başladı bile. Bu yazıyı yazarken bile tırnağımda cafcaflı pembe bir oje, gözümde yansımalı bir far var. Peki, lafı çok uzatmayayım: Bu farlar, ojeler nasıl böyle yansımalar yapıyor da biz gözümüzü alamıyoruz?
Makyaj malzemelerindeki o yanar döner (iridescent) etkinin sırrı, İnce Film Girişimi adı verilen fiziksel bir olaydır. Bir pigmentin yüzeyi, mikroskobik düzeyde çok ince katmanlarla (genellikle mika ve titanyum dioksit) kaplanır. Işık bu katmanlara çarptığında bir kısmı üst katmandan, bir kısmı ise alt katmandan yansır.
İşte "magic" tam burada başlar: Bu iki yansıma birbiriyle karşılaşır. Eğer katmanların kalınlığı belirli bir hassasiyetteyse bazı renk dalgaları birbirini yok eder (destructive interference), bazıları ise birbirini güçlendirerek parlar (constructive interference). Başını çevirdiğinde ışığın kat ettiği yol değiştiği için beynin farklı bir rengi algılar. Yani ojene bakan herkesin gördüğü şey aslında biraz farklı, felsefe yüklü bir tırnak diyebiliriz.
Bir kozmetik mühendisi için en büyük zorluk, bu katmanları nanometre bazında (milimetrenin milyonda biri) sabit tutmaktır. Katman kalınlığındaki en ufak bir sapma, o mükemmel "Rose Gold" ışıltısını donuk bir griye çevirebilir. Yani aslında cildine sürdüğün şey sadece bir toz değil; ışığı manipüle eden, fotonik kristallerle donatılmış yüksek teknolojili bir yüzey kaplamasıdır.
Makyajın sadece bir süslenme aracı değil, aynı zamanda bir "yüzey fiziği uygulaması" olduğunu bilmek, o paletleri çok daha değerli kılıyor, değil mi?
Diyebiliriz ki, makyajı hor görüp "boş iş" diyenler utansın.
