Beynimiz bizim bir parçamız olmasına rağmen beynimizin saniyede ne kadar çok veriyi işlediğinin farkında olmuyoruz ne kadar sessiz görünse de içeride çok sesli bir şantiye çalışıyor. Peki bizi kontrol eden o mu gerçekten yoksa kararı biz mi verip onu geliştiriyoruz?
Yıllarca beynin, yetişkinliğe ulaştığında bir daha değişmeyeceği öğretildi bizlere tıpkı sertleşmiş çimento gibi. Büyüklerimiz fikirlerine karşı gelmemiz gerektiği onların böyle alıştığı ve değişmeyecekleri söylendi. Hatta yaşımız küçük olduğu için daha bir şey bilmediğimiz ve içten içe ne kadar bunun doğru olmadığını bilsek de bunu kabul ediyoruz. Oysa son yıllarda öğrendik ki beyin, yaşamın her döneminde yeni bağlantılar kurabilir, evet eskilerini zayıflatabilir, kullanılmayan yolları budayabilir de ama değişim ve gelişim her zaman mümkün. Buna nöroplastisite diyoruz yani insanlar kendi zihinlerini bilinçli olarak yeniden şekillendirebilirler.
Şu şekilde işliyor her tekrar eden düşünce, beynin sinir hücreleri arasında bir sinyal gönderiyor. Bu sinyal yeterince sık tekrarlandığında iki nöron arasındaki bağlantı güçleniyor ve iletim hızlanıyor. Donald Hebb'in 1949'da dile getirdiği birlikte ateşlenen nöronlar, birlikte bağlanır ilkesi bugün hâlâ nörobilimin temel taşlarından biridir. Kronik kaygılarımız da buna bir örnek yani hangisi daha çok beslenirse, beyin onu daha kolay üretiyor diyebiliriz. Hepimiz belirli alışkanlık döngüleri var beynimizde bazal ganglia denilen bir bölge var tekrar eden davranışları otomatikman çalıştırmaya başlıyor. Bu yüzden alışkanlıkları değiştirmek sadece irade meselesi değil. Kendini iyileştirmek tam bu noktada başlıyor yeni bir düşünce kalıbını defalarca ve kasıtlı olarak tekrarlamak. Sabah uyanıldığında ne olursa olsun kaygıya değil minnete odaklanmak, beyne başka bir başlangıç noktası sunar. Zamanla bu nokta varsayılan hale gelir. Nörolojik dilde: prefrontal korteks, limbik sistemin stres tepkisini düzenler ve bu düzenleme kapasitesi zamanla güçlenir.
Peki kendimize mutluyum iyiyim demek gerçekliğimizi de gerçekten etkiler mi? 1988'de psikolog Fritz Strack bir deney yaptı. Katılımcıların bir grubuna kalem ağızlarıyla tutturuldu bu pozisyon farkında olmadan gülümseme kaslarını harekete geçiriyordu. Diğer grup ise kalemi dudakların ucuyla tuttu; yüz kasları nötr kaldı. Komik çizgi romanları değerlendiren bu gruplardan kalemi ağzıyla tutan grup içerikten çok daha fazla keyif aldığını bildirdi. Yüz kaslarının bu hareketi, beyne duyguya dair geriye sinyal gönderir. Zigomatik major kasının yanakları kaldıran bu küçük ama güçlü kasın kasılması, dopamin ve serotonin salınımını tetikleyen beyin bölgelerini aktive eder.
Zihin ve beden, karşılıklı etkileşen bir sistem içinde çalışır. Düşünce bedeni, beden zihni şekillendirir. Kalıcı bir huzur inşa etmek bu yüzden ne bir özlem ne de bir şans meselesidir. Tekrar, kasıt ve küçük ama sürekli eylemlerle, beyin kendini zamanla yeniden yazar. Elbette zorla yapıştırılmış bir gülümseme, derin bir mutluluğun yerini tutmaz. Nörobilim bunu da söylüyor: gerçek bir pozitif deneyim, beyin kimyasını çok daha derinlemesine ve kalıcı biçimde dönüştürür. Ama kasların hareketi, en azından bir kapı aralar. Ve bazen bir kapı aralamak yeterlidir çünkü beyin, o aralıktan giren ışığa uyum sağlamaya başlar ve o ışık bizlere yol gösterecektir.
