Bir dönem herkes kusursuz görünmeye çalışıyordu.
Pürüzsüz ciltler, kusursuz hayatlar, aynı ışıkta çekilmiş fotoğraflar… Sosyal medya sanki gerçek insanların değil, aynı kalıptan çıkmış karakterlerin olduğu bir yere dönüşmüştü.
Bir noktadan sonra bu kusursuzluk yorucu gelmeye başladı çünkü fazla kusursuz olan şey, insana gerçek hissettirmiyor. Şimdi ise tam tersi bir dönemin içindeyiz gibi.
Dağınık saçlar, bulanık fotoğraflar, “anlık çekilmiş” hissi veren kareler, photo dump’lar, düşük kaliteli videolar…
İlk bakışta daha samimi geliyor ama sonra insan düşünmeden edemiyor:
Şimdi de kusurlu görünmek mi moda oldu?
Artık doğallık bile bazen çok planlı hissettiriyor.
Spontane görünen bir fotoğrafın bile nasıl daha “doğal” duracağı düşünülmüş gibi. Eskiden insanlar kusurlarını gizliyordu, şimdi ise kontrollü şekilde göstermeye başladı.
Yine de tamamen gerçek değil, sadece estetik anlayışı değişmiş gibi. Sanırım mesele burada başlıyor.
Çünkü bir şey trend olduğunda, en doğal hali bile performansa dönüşebiliyor.
Gerçekten mutlu olmak yerine mutlu görünmek,
gerçekten üzülmek yerine üzgün görünmek,
gerçekten dağılmış olmak yerine “estetik şekilde dağılmış” görünmek gibi.
Bir dönem kusursuz görünmeye çalışıyorduk, şimdi de kusurlu ama yine de güzel görünmeye çalışıyoruz.
Yani baskı aslında kaybolmadı. Sadece biçim değiştirdi.
Bence sosyal medyada en çok kaybettiğimiz şeylerden biri şu:
Doğal olanla, doğal görünen şey arasındaki fark. Artık insanlar gerçek olmaktan çok, gerçek görünmeye çalışıyor gibi. Bu da insanı fark etmeden sürekli kendine dışarıdan bakmaya itiyor.
“Bu paylaşılır mı?”
“Yeterince samimi görünüyor mu?”
“Fazla mı kurgu durdu?”
Bir anı yaşarken bile, o anın nasıl algılanacağını düşünmeye başlıyoruz.
Belki de bu yüzden hiçbir akım bir süre sonra tam olarak samimi hissettirmiyor.
Kusursuzluk da trend oluyor, kusurluluk da. İnsan bir noktada şunu düşünüyor:
Ben gerçekten böyle miyim, yoksa böyle görünmem mi gerekiyor?
Sanırım artık mesele kusursuz ya da kusurlu görünmek değil.
Bir şeyi gerçekten yaşıyor olmak. Bazı anlar paylaşılmak için yaşanmaz.
Belki de gerçeklik, tam olarak burada başlıyor.
