Gezmek aslında çoğu zaman sanıldığı gibi sadece yeni şehirler görmek değil. Bir süre sonra fark ediliyor ki olay gidilen yerler değil, insanda bıraktığı hisler. Çünkü her yeni şehir insanı biraz değiştiriyor, hem de çoğu zaman fark etmeden.
Mesela başka bir ülkede yürürken sadece sokaklar keşfedilmiyor; aynı zamanda çevreye karşı farkındalık da artıyor. Hangi caddeden geçildiği, etrafta ne olduğu, hangi marketin nerede bulunduğu gibi detaylar daha çok dikkat çekmeye başlıyor. Günlük hayatta fark edilmeyen küçük şeyler bile bir anda görünür hale geliyor. Çünkü yeni bir yerde olmak insanı daha dikkatli yapıyor, daha gözlemci.
Araştırmalar da aslında bunu destekliyor. Seyahat etmek insanın bakış açısını genişletiyor ve farklı kültürlerle temas kurmak kişiyi daha açık fikirli hale getiriyor. Ama gezmenin belki de en önemli taraflarından biri şu: konfor alanından çıkmak.
İnsan kendi düzeninde, kendi kurallarının içinde yaşarken aslında kendini tam olarak tanımıyor. Çünkü hep bildiği şeylerin arasında kalıyor. Ama farklı bir şehirde, farklı bir ülkede; bazen yolu kaybedince, bazen dili bilmeyince, bazen tek başına kalınca… aslında nasıl biri olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Ve belki de daha önemlisi, nasıl biri olabileceğini fark ediyor.
Bu süreç bazen zor ama bir o kadar da öğretici. Çünkü her küçük problem çözüldüğünde insan kendine biraz daha güvenmeye başlıyor. Bir de şu var: Gezdikçe fark ediliyor ki dünya hem çok farklı hem de çok benzer. Farklı kültürler, farklı yaşamlar ama benzer duygular… Bu da insanı daha empatik, daha anlayışlı biri haline getiriyor.
Zaten artık birçok insan için gezmek sadece tatil değil; kendini geliştirme ve öğrenme yolu haline gelmiş durumda. Ama bence gezmenin en güzel tarafı şu: geri dönüldüğünde artık aynı insan olunmuyor. Çok büyük değişimler değil belki ama küçük küçük; bakış açısı değişiyor, öncelikler değişiyor. Ve en önemlisi, hayatın sadece yaşanılan yerden ibaret olmadığı anlaşılıyor.
